What's on your mind?
Muzaffer Can
Did I listen to music because I was miserable? Or was I miserable because I listened to music?
Posts
-
August 25, 11:03 AM
Andy Kaufman
Bu videoyu kac milyon kere izledigimi hatirlamiyorum. Hep ayni siddette kahkaha atmami sagliyor kendisi. Muhteremin gureslerini de izlemekte fayda var, YouTube'a bir sekilde erisilebiliyorsa tabii.
http://www.youtube.com/watch?v=pjYDSi1ZUcY - August 13, 08:16 AM
-
July 18, 10:05 AM
iBlog
Uzun zamandir aklimda olan bir projeyi sonunda hayata geciriyorum. Ismi iBlog.
iBlog'da tum Mac, iPhone, iPad ve Apple'la ilgili pufler yazacagim ve uygulamalar hakkinda yorumlar yapacagim. Hep boyle puflerin yeraldigi 'Turkce' bir sayfa bekledim birinden, ancak istedigim kalitede veya tek bir blogda hic rastlamadim.
Kendi isini baskasina birakma derler, ben de o izden gidiyorum. Oyleyse, 'Merhaba iBlog'.
http://iblog.muzocan.com -
July 17, 11:02 AM
Blog ve Yasaklar
Ana sayfa olarak uzun suredir blogumu kullaniyordum ancak biraz degisikligin bana iyi gelecegini dusundum. Daha derli toplu bir tasarimla muzocan.com artik yayinda. Burada yazilanlar ana sayfada da otomatik olarak guncelleniyor.
Blogumu buraya, yansimasini muzocan.com'a tasimamin bir guzel getirisi daha var. Malum, Turkiye'de ozellikle Google'a odakli yasaklar devam ederken, bu yasaklar Blogger kullanicilarini da etkiliyor. Mesela hala altsokak.com'a Turkiye sinirlari icinden erisim sorunlu. Kendi blogumun erisimini bir sekilde kurtardim, peki radyo programimiz Alt Sokak'in Alt Sokak portali niteligindeki blogunu ne yapmaliyim? Karar veremiyorum.
Dinleyicimizi iTunes podcast katalogu ve Soundcloud gibi alternatif yollara tesvik etmek ve Alt Sokak'in ana sayfasindan koparmak canimi sikiyor. Herneyse. Umarim bugun saat 17'de Taksim Meydani'ndaki yuruyus, Turkiye'de yasayan ve Internet kullanan insanlarin sesini bir yerlere duyurur. Umarim degisimin bir kilometre tasi olur..
Not: Yeni arayuz eger hosunuza gitmediyse, bloga direkt erisim icin, http://blog.muzocan.com. Erisilebiliyorsa tabii. -
July 14, 10:09 AM
Sinyal
Nerden baslasam.. Avustralya'ya tasindigimdan beri fazla guncelleyemedim blogumu. Bir suru sey birikti, guzel zamanlarin yaninda cokca kotu zamanlar da gecirdim. Bir yandan okul devam ederken hostel deneyimi, hostelden kurtuldum derken ruh hastasi Avustralyali bir kizin evine dusmemiz Kaan'la. Simdi geriye bakip yasadiklarimiza bakinca guluyorum ancak o zamanlar ve yasanan olaylarin ardindan birkac ay sonra benim icin iskence gibiydi.
Baslangicta hostelden kurtulduk diye sevinirken, Kaan'la yanina tasindigimiz Avustralyali kizin biraz arizali oldugunu anlamamiz fazla vakit almadi. Tesaduf o ki, Kaan'in masterdan arkadasi, bizden once bizim kaldigimiz evde kiraciydi. Cicegi burnunda, evimizde mutlu mutlu yasarken beraber oturdugumuz kiz hakkinda hic de olumlu seyler duymadik. Avustralyali kizin da anlatilanlar kadar olamayacagini dusunduk. O zamanlar meger canim cicim aylariymis. Ilk tartismanin neden ve nerden ciktigini hatirlamiyorum ancak baya hararetli oldugunu ve gerildigimizi cok net hatirliyorum.
Bizden once ruh hastasi kizla oturan insanlarin rekoru 3 aymis. Bizim rekorumuz yaklasik 7 ay. Zannedersem hayatimda ilk kez bir insani oldurmek istedim ve uzun zamandan sonra da ilk kez birisi limitlerimi zorladi. Ancak ben ve dostum Kaan, dogal olarak vahset dusuncelerimizi rafa kaldirip - kaba kuvvet uygulamayacak kadar medeniyiz - bir ay oncesinden cikacagimizi haber verdik ve o sozde "Bliss Street" uzerinde olan evden pacamizi kurtardik. Yalniz tasinmadan once o evde gecirdigim son birkac ayin benim uzerimde etkisi agir ve sikintili oldu.
Okul doneminin ortasinda haril haril ev aramayi birakin, ayni cati altinda yuzunu gormek istemediginiz bir insanla yasamak zorunda oldugunuzu dusunun. Karsinizda mantik arayamayacaginiz ve duzgun konusamayacaginiz bir insan. Herneyse. Stresli ve uykusuz gunlerin ardindan sonunda basimi sokacagim ve sevdigim bir ev ve ev arkadasiyla hayatima devam ediyorum.
Bloga yazamamamin nedenlerinden biri buydu. Ikinci nedense ev problemleri sirasinda aksayan okuldaki derslerimi toparlama cabamdi. Neden bilmiyorum, sanirim depresyon - pacami bir turlu birakmayan depresyon - motivasyonumu da iyice dusurdu. Sonucta bir sey yapmak istemeyip oturdum, ta ki donemin sonuna kadar. Yumurta kapiya dayandi ve "iyisiyle kotusuyle" bir donemi bitirmis oldum. Ucuncu nedeni zaten Muzo'nun iPod Gunlugu podcastlerinden biliyoruz, ona deginmemize pek gerek yok. Tembellik tabii ki.
Onumuzdeki Agustos ayinda Avustralya'da ilk senemi bitirmis olacagim. Burasi hakkinda bir sey yazdim mi tam hatirlamiyorum. Aslinda yazacak bir suru sey var ancak ozetlemek gerekirse cok ilginc bir ulkede yasiyorum. Kendi yaginda kavrulan, mutlu ve alim gucu yuksek insanlarin yasadigi bir yer Melbourne. Amerika'dan ve Avrupa'dan parcalar edinse de ve zavalli Aborijinleri topraklarindan etmis olsa da, artik onlardan da parcalari alip icinde barindiracagi bir kultur yaratiyor burasi kendine. Baslangicta "I've made a huge mistake!" desem de icinde bulundugum durum kabullenip - gariptir - sevmeye de basladim.
Sikici yasamlarindan uzaklara kacan insanlarin da Avustralya'ya sigindigini gorunce verdigim kararin ne kadar dogru oldugunu gordum. Gozumu actigim her gun boyle bir yolculugu - yasadigin yerden kacisi kastediyorum, zorunlu olarak yurtdisinda egitimi degil - eger annem hala yasasaydi ve babam da mutlu olsa yapabilir miydim diye soruyorum. Sanirim yapamazdim. Garip bir sekilde hem cok, hem de cok evcil yetisiyoruz Turkiye'de.
Nereden nereye. :) Dedim ya, yazacak cok sey var. Bir gunlugune Sydney seyahatimi mi, yoksa gectigimiz haftalarda gittigim "New South Wales" eyaletindeki Mount Kosciuszko'yu mu anlatsam karar veremedim. Sanirim yine tembelligime geri donup sozu fotograflara birakacagim.
http://gallery.me.com/muzocan#100406&view=grid&bgcolor=black&sel=14
Umuyorum en azindan su haftalarda bu blogu daha sik guncelleyecegim. Sesimi ozleyen varsa beni her hafta Alt Sokak'ta bulabilirsiniz. Veya arayin? :) Simdilik soguk ve yagmurlu - en sevdigim - Melbourne'den bu kadar.. -
May 18, 06:27 PM
Kis
Haziran, Temmuz ve Agustos. Kita degisimiyle gelen mevsim degisikliginin kurbani olan aylar. Kisa hazirlik ve kis aylarinda tekrar dinlemek icin sakladigim sarkilari tekrar gun isigina cikariyorum bir bir. Iste, Beach House, Norway onlardan biri. -
March 27, 11:45 AM
Ruveyde Akyurek
Herkesin bir öyküsü vardır. Uzun ya da kısa, iyi ya da kötü, iz bırakan, anımsanan ya da silik ve anımsanmayan. Öyküler, genellikle sahiplerince değil, başkaları tarafından yazılır. Rüveyde öyküsünü kendi yazanlardandı. Çünkü o, öyküsünü yazacak kadar, kendini, hayattan ne istediğini bilen, cesaretle olayların üzerine yürüyen, kararlı, kişiliği sağlam, dürüst, yürekli ve keyifli bir kızdı.
Rüveyde’nin öyküsü gerçekten çok kısa fakat iz bırakan, iyi bir öyküydü. Yaşasaydı, öykünün daha da zenginleşeceği, daha da kalıcı izler taşıyacağı kesindi. Ne var ki Rüveyde, çok genç yaşta aramızdan ayrıldı ve bizi yalnız bıraktı. Öyküsü öksüz kaldı.
Rüveyde ile uzun yıllar birlikte çalıştık. Üniversite sonrası çalışma ve kariyer yaşamında birlikteydik. Onun amiri, hocası ama daha çok arkadaşı, dostuydum. Birbirimizin sevinçli, üzüntülü, keyifli, yorucu her anımızın en yakın tanıklarıydık. Yani o benim, ben de onun öyküsüne önemli bir yer tutuyorduk. Birbirimizi çok iyi tanır, birbirimiz hakkında çok şey bilirdik. Ve bu yüzden o gidince, benim öyküm de eksildi. Bıraktığı boşluk hiç kapanmadı ve biliyorum hiç kapanmayacak.
Rüveyde, üniversite öğrenimi için Eskişehir’e, o yıllarda adı İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi olan Anadolu Üniversitesi’ne İzmir’den gelmişti. Avukat anne babanın çocuğu olarak aydın bir çevrede akıllı, güzel ve komik bir kız olarak yetişmiş, yatılı olarak İzmir Kız Lisesi’nde okumuştu. Lise yıllarında da tiyatroyla ilgilenmiş miydi, bilmiyorum. Fakat Eskişehir’e gelir gelmez okulda AKÇE Tiyatro Kulübünden çıkmaz olmuş ve daha okulunu bitirmeden çok genç yaşta evleneceği kocası sevgilisi Ferudun’u da orada tanımıştı. Rüveyde, nerdeyse beline kadar uzun iki kalın örgülü saçları, iri yemyeşil gözleri ve gülen yüzüyle güzel fakat daha çok komik, neşeli bir kızdı. Feridun’nun sahneye koyduğu bir oyunda onu ilk izlediğimde kısacık rolüne karşın oyunculuğunu da çok beğenmiş, canlandırdığı anne rolüne çok ama çok gülüştüm.
Rüveyde, daha okulunu bitirmeden, Feridun’la evlenmiş, kısa bir süre sonra da çocukları Muzaffer Can yani Muzo dünyaya gelmişti. Rüveyde, her anne gibi yavrusuna sevgi doluydu. Hayatta en önemli varlığı çocuğuydu. Onun sağlığı için, iyi bir insan olması için elinden gelenin fazlasını yapardı. Her hali gibi annelik hali de çok keyifliydi. Ferudun’nun çocuk tiyatrosuyla yoğun olarak uğraştığı yıllarda, o da yeni anne olarak kocasının, tiyatronun uzağında kalmamak için bütün provaları kucağında çocuğuyla birlikte izlerdi. Alışılmış, bilinen kalıplara hiçbir zaman yüz vermediği için anneliği de kendi doğrularına göre yaşamıştı.
Rüveyde, aynı yıllarda Anadolu Üniversitesi’nde yüksek lisans programını başarıyla tamamlamış ardından İstanbul Üniversitesi’nde doktora çalışmalarına başlamıştı. Doktora tezi, günümüzde de güncelliğini koruyan “küreselleşme ve reklam” ilişkisi üzerineydi. Rüveyde, çalışmalarını hepimiz gibi, üniversitemizde kurulan Ünvak Reklam Ajansında müşteri temsilcisi olarak uygulamalı olarak da sürdürüyordu. Onunla birlikte, müşteri görüşmeleri için Ankara ve İstanbul’a yaptığımız sayısız yolculuklar, işlerimizi kabul ettirdiğimizde yaşadığımız sevinçler, bazen kızgınlıklar, üzüntüler… ah be Rüveyde, ne çok ama gerçekten ne çok varsın, öykülerimizde…
Rüveyde, doktorasını aldıktan sonra, İletişim Bilimleri Fakültemizin o yıllarda adı ‘’İletişim Sanatları’’olan ‘’Reklamcılık ve Halkla İlişkiler’’ bölümüne yardımcı doçent olarak atandı ve halkla ilişkiler hocası olarak ders vermeye başladı. Rüveyde’nin, halkla ilişkiler hocası olarak öyküsü de onu kişiliğiyle hiç çelişmeyen, sahici bir öyküydü. Yaptığı işi kendisine yakıştırmasını bilen nadir insanlardan birisiydi. Rüveyde, işini, halkla ilişkileri çok sever, bu nedenle halkla ilişkiler adına ne yaparsa ne anlatırsa, onu kendisiyle içselleştirir, kendi rengine boyar, kendi sesiyle dillendirirdi. Bu nedenle, halkla ilişkiler onun kaleminde, dilinde zaten olması gereken insani bir zenginliğe kolayca ulaşıverirdi. Rüveyde, bu nedenle en çapraşık konuları bile evrenin sırlarını çözmüş bir derviş edasıyla öylesine yalın, öylesine anlaşılır kılardı ki, onu dinlediğinizde, okuduğunuzda halkla ilişkilerin ilk bakışta görünmeyen boyutlarını kolayca kavrayıverirdiniz.
Öğrencilerinin Rüveyde’yi neden bu kadar çok sevdiğini anlamak da zor olmazdı. Çünkü o, işini ve öğrencilerini çok severdi. Rüveyde, öğrencilerinin her türlü sorunuyla yakından ilgilenir, onlara yardımcı olur, renkli, canlı, esprili sohbetiyle öyküsünü kalplerine oya gibi işlerdi. Öğrencilerin Rüveyde hocası, çoğunun da ‘’Rüveyde abla’’sıydı. Kız öğrencilerinin büyük bir çoğunluğunun ise hayran oldukları, olmak istedikleri biricik modelleriydi.
Rüveyde doçentlik çalışmaları kapsamında ‘’sponsorluk’’ üzerine bir kitap yazdı. O yıllarda ‘’sponsorluk ‘’ üzerine Türkçe olarak yayınlanmış ilk kitaplardan birisi olma özelliği taşıyordu. ‘’Halkla İlişkilerde Konu Yönetimi’’de onun üzerinde çalıştığı kavramlar arasında yer alıyordu. Eğer yaşasaydı, bu konudaki kitabı da kısa bir süre içinde yayınlanacaktı. Rüveyde, hocalığı kadar, bilimsel alanda çok önemli çalışmalar yapmış, başarılı bir bilim insanıydı.
Rüveyde’yi çok ama çok genç yaşta kaybettik. Biliriz, ölüm hangi yaşta gelirse gelsin erkendir. Fakat Rüveyde için gerçekten çok erken oldu ve ona hiç mi hiç yakışmadı. Öyküsü çok yarım kaldı. Ne var ki bazı insanlar bu dünyadan ayrılsalar da öyküleri, anlatılmaya devam eder. Rüveyde’nin öyküsü de,en canlı, en güzel haliyle var olmayı sürdürecek.
Prof. Dr. Haluk Gürgen
(http://iletisimbilimleri.anadolu.edu.tr/fakulte/aramizdan-ayrilanlar/31-aramizdan-ayrilanlar-ruveyde-akyurek.html adresinden alintidir. Tesekkurler Haluk.) - March 15, 11:33 AM
- March 05, 11:51 PM
-
February 28, 10:22 AM
Stranger Than Fiction
Blogumu her zaman oldugu gibi bosladim, cunku yazacak bir sey bulamiyorum gercekten. Hic bir sey yapmiyorum. Yani 'Ne yapiyorum veya yaptim?" diye soru sorunca kendime cevap veremiyorum. Peki, gunler sirf yatarak mi geciyor? Hayir tabii ki.
Great Ocean Road'dan dondugumden beri son bir aydir yaptigim seylerden biri kitap okumak. Daha cok okul kutuphanesinden aldigim tasarim kitaplarina sardim biraz ufkum acilsin diye. Ancak hissetmeye basladigim Nick Hornby ozlemi ve Penguin kitaplarinin indirime girmesiyle High Fidelity'yi 1623. kez okuyorum.
Muzik dinliyorum. Param yettikce guzel konserleri yakalamaya calisiyorum. En son cok guzel bir salonda - Forum Melbourne - Yo La Tengo'yu izleme sansi buldum. Neyse ki buyuk konserlerin disinda da cok hareketli bir canli muzik dunyasi var burada. Canim sikildigi zaman, disari cikmak icin de cok tembel degilsem bir suru basarili yerel grubu izleyebiliyorum. Bir de Alt Sokak icin tum gun muzik dinliyorum, ama o sayilmaz degil mi? O bir rutin sonucta.. :)
Bunun disinda bolca film izliyorum. Oturdugum evin yakinlarindaki sinemalara uye oldum ve kartlarini aldim. Daha ucuza film izleyiorum, hem de festivallerden haberim oluyor. Eger yine cok tembel hissedersem kendimi, ya korsanlik yapiyorum ya da iTunes'dan filmler kiraliyorum. Turkiye'ye gore cok daha pahali ve kotali Avustralya Internetimizi, fazla asmadan uzun zamandir izlemek isteyip de izleyemedigim filmleri indirip vakit geciriyorum. Bu filmlerden biri de Stranger Than Fiction'di. Her gun ayni dongu icinde zaman geciren bana cok tanidik geldi bu film. Asagidaki sahnesini her izledigimde nedense gulmemi durduramiyorum. Komik oldugundan degil ama, hosuma gittiginden.
Aslinda simdi yazdiklarima bakinca tam bir yaz tatili gecirmisim gibi duruyor. Dinlendim, dinlenmekten de sikildim. Bu iyi bir sey olmali. Yarin sabah yine erken kalkip, uretmeye devam etmemin heyecani da var ustumde. Gecen donem ev sikintisindan istedigim verimi alamadim kendimden. Ama simdi hazirim.. -
February 24, 09:47 AM
The Weary Kind
Zamaninda Hootie and The Blowfish dinlerdim ama kim derdi ki benim gercekten Country sevecegimi. Goz acip kapayana kadar gecen bir filmin ardindan, biraz da bildik bir konu olmasina ragmen, muzikleri ve sozleriyle vurdu bu Crazy Heart denen film beni.
Your heart’s on the loose
You rolled them seven’s with nothing lose
And this ain’t no place for the weary kind
You called all your shots
Shooting 8 ball at the corner truck stop
Somehow this don’t feel like home anymore
And this ain’t no place for the weary kind
And this ain’t no place to lose your mind
And this ain’t no place to fall behind
Pick up your crazy heart and give it one more try
Your body aches…
Playing your guitar and sweating out the hate
The days and the nights all feel the same
Whiskey has been a thorn in your side
and it doesn’t forget the highway that calls for your heart inside
And this ain’t no place for the weary kind
And this ain’t no place to lose your mind
And this ain’t no place to fall behind
Pick up your crazy heart and give it one more try
Your lovers won’t kiss…
It’s too damn far from your fingertips
You are the man that ruined her world
Your heart’s on the loose
You rolled them seven’s with nothing lose
And this ain’t no place for the weary kind -
January 25, 12:31 PM
Ev Hissiyati
Sozde "surgun" hayatimin ilk ayinda yasadigim yere gittikce adapte olmaya basladim. Gerek Avrupa tarzi prizleri Avustralya'ya cevirmek olsun, gerek toplu tasima araclarinda kullanilan yeni kart sistemi icin edindigim kart olsun ve gerek sinemada gittigim her 3 filmden sonra bir tane bedava izlemek icin kullandigim kart olsun diye uzunca kucuk, anlamsiz bir liste siralayabilirim.
Evle ilgili, ozellikle ev arkadasimla ilgili kucuk sorunlar ciksa da sanirim hayatimdan simdilik memnunum. Araya giren tatil ve arkadas ziyaretlerinin ardindan yine evde odama kapanip Internetlerde dolanip biraz ilham ve bilgi almak icin dolaniyorum. Kitap okumaya da gomuldugum su siralarda bolca RJD2'nun ve Beach House'un yeni albumunu dinliyorum. Bakildiginda biraz depresif bir durum gibi gozukebilir ancak degil. Gercekten.
Hayatimdan gayet memnunum. Ancak elbette buraya gelis amacima yeniden donmek icin su siralar baya istekliyim. Her gecen gun oturdugum zaman kendimi 'karpuz' gibi hissediyorum. Aslinda birikim acisindan iyi de, birikimi biraz birseylere dokmek lazim.
Basta pek inanmak istemedim, hatta Amerika hayatim gibi daha kolay olacagini sandim. Ancak Avustralya'ya geldigimden beri saat farkliligi nedeniyle evimdeki sevdigim insanlar daha da siliklesmeye basladi. Ara sira video konferansta gorusmesek sanirim iyice kopup, yasamimizdaki paralel cizgileri kaybedecegiz. Her yere uzak olmanin yani sira, kendi icinde ayri bir dunya gercekten Avustralya.
"Acaba benim evim neresi veya neresiydi?" diye dusuncelere dalinca icinden cikilmaz bir kisir donguye girdigimi hissedip kendimi baska seylerle oyalamaya calisiyorum. Yani su an beni dunyanin hangi noktasina birakirsaniz birakin, bir sey anlam ifade etmeyip normal duzenimde devam edecekmisim gibi geliyor. Bir yere ait olma duygumu yitirdigimi farkindaydim, ancak boyle bir bosluk ve rahatsiz edici bir rahatlikla gelecegini dusunmemistim.
Yine nokta atisi yapamadigim veya yaptigim ancak farkina varamadigim bir blog yazisi oldu bu. Daha fazla uzatmamali. Sozu muzikle tatliya baglayip bitiriyorum. Bu haftalarda aklimda dinledigim albumler disinda dilime de dolanan iki sarki var. Serbest dusuncemin en iyi yansimasi iki sarki..
Stereophonics - Maybe Tomorrow
Supergrass - Moving
Not: Acaba Muzo'nun iPod Gunlugu geri mi donse? -
January 11, 03:43 AM
Yaz ve Yolculuk
Terra australis incognita'ya adim attigimdan beri blog sayfama daha az ilgi gosterir oldum. Bunun farkinda olmak mi rahatsiz edici, yoksa bu durum karsisinda bir sey yapmamak mi karar veremiyorum. Tekrar ilk adimi atmak icin biraz kendimde guc bulmusken bos durmadan baslayayim dedim.
Pearl Jam konserinden sonra pek cok sey gecti basimdan. Mesela okulun ilk donemini kapattim ve yaz tatiline daldim. Yaz tatilim sakin ve sessiz gecerken - PS3, film, muzik vs. ile - ev arkadasim Kaan'la Great Ocean Road'dan gecip Adelaide'e gitme karari aldik. Masraflari paylasmak icin yanimiza bir gezgini de dahil attik ve asagidaki rotaya benzer bir yol cizdik kendimize.
Kamp yaptik, geceleri muhtesem guney yarikure gokyuzune baktik ve guzel muzikler dinleyip Victoria'nin dogal guzelliklerini gezdik. Heinz'in igrenc balkabagi corbasinin disinda, Kaan'in pisirdigi haslanmis sebze ve karides kokteylinin tadi hala damagimda. 2100 kilometre yaptigimiz bu yolculuktan anlatacak bir suru sey var ancak 41 derece sicakta acikcasi birsey yazacak halimin kalmadigini tahmin edersiniz. Bu yuzden kuzey yari kureye sicak hava dalgasi gonderecek su fotograf albumune alalim sizi.
http://gallery.me.com/muzocan#100398&bgcolor=black&view=grid
Son olarak Great Ocean Road nedir, ne degildir merak ediyorsaniz,
http://www.greatoceanrd.org.au/ -
November 24, 10:44 AM
Ready, Able.
http://www.youtube.com/watch?v=Puph1hejMQE
Bu klibi farketmemi saglayan Benk'e ne kadar tesekkur etsem az.. Burak'in Takintisi'ni da geri istiyorum ayrica.. -
November 24, 12:20 AM
Pearl Jam, 20 Kasim 2009
Pearl Jam ve Dave Matthews Band. Hayatim boyunca canli konserlerine gitmek istedigim iki grup. Elbette daha sayabilecegim bircok grup var ama ikisi aklima ilk gelenler olur hep. Melbourne'e adim attigim andan itibaren iple cektigim tek bir tarih vardi. O da 20 Kasim 2009. Pearl Jam, Melbourne Etihad Stadium'a gelecekti, ben de elbette biletimi aldim. En onlerden izlemek istiyordum ancak baska bir Avustralya gercegiyle daha karsilastim. Biletimi aldigim sirada konsere yaklasik 3 ay olmasina ragmen sahne onu ve sahneye yakin alanin biletleri tukenmisti. Zaten bu bana bir ders oldu.
Konser gunu okul projelerimi teslim edip yaz tatiline girdigim gundu. Bir cirpida projelerime son rotuslarimi atip okula kosturdum, sonra Etihad'a dogru ucusa gectim. Ucu ucuna, o kadar sikisikti ki her sey, stadyum kapilarinin etrafina dizili karavanlardan bir sosisli kapip gecitteki siraya yerlestim. Iceri girdigimde coktan Ben Harper calmaya baslamisti. Tam kendime iyi bir yer bulmaya calisirken sahneye Eddie Vedder konuk olarak cikti. Beraber Under Pressure soyleyip cok eglendiler. Sahnedeki insanlarin eglenip yaptiklari isten zevk almalari bana da keyif verir. Harper ve Vedder'in eglenmesi sayesinde ben de bir anda sanki saatlerce oradaymisim gibi atmosfere adapte oldum.
Harper konserini bitirdikten sonra heyecanli bekleyis basladi. Bu sirada ben de yanimdaki insanlarla laflayip konserin setlistini tahmin etmeye calistik. Pek cogu tuttu da. :) Herneyse, isiklar karardi ve grup sahneye cikti. Sahne dekoru Pearl Jam'in yeni albumu Backspacer'in konseptine uygun tasarlanmisti. Yuvarlak daktilo tuslari uzerinde "Pearl Jam" harfleri yanip sonerken "Elderly Woman Behind The Counter In A Small Town" ve "Corduroy"la yavas bir baslangic yapan grup, "Animal" ile arkadaki isiklarin enerjisine yetisip sahnede patladi. O an konser oncesi tanistigim insanlarla yuksek tavana degme calismalarimiz basladi. Ve o an anladim ki ben gercekten Pearl Jam konserindeyim ve onlari canli izliyorum.
"Animal" sonrasi yeni albumdeki favorim "Got Some" tinlamaya basladi kulagimda. Eskiyle yeni bu kadar iyi karisabilir. Bazi konserlerde "Neden duruyoruz?", "Bu sarki da ne alaka?" der ya insan, bu konserde boyle birsey yasamadim. "Got Some"in arkasindan B-yuzu "Brother"i calmalari bile kulagima batmadi. Konserin ana kisminda yine eski, ancak daha cok yeni sarkilara yer verdi Pearl Jam. Yalniz sasirdigim ve goz yaslarimi tutamadigim an "Oceans"i caldiklari andi. Konser arkadaslarimla birbirimize bakip "Neeeeeeeeeeee?!" diye haykirip, hayallere dalmaktan kendimizi alamadik. Ilk kismin sonunda "Do The Evolution"i patlattiklari an sok dalgasinin ugrayacagi belliydi.
Ilk bise ciktiklarinda yine sakin karsiladi grup bizi. Eddie Vedder sahnede gitariyla bir Neil Young klasigi "The Needle and The Damage Done"i calip soyledi. Sarkinin sonunda grubun geri kalani arkada belirdiginde son albumden "Just Breathe"le devam etti konser. Ilk bisleri daha cok "Ten" albumu agirlikliydi. "Jeremy", "Deep" ve "Why Go" gibi klasiklerini arka arkaya siraladilar. Bu sirada calan ellerin uzerindeki kirisikliklar yaslanma belirtilerini gosterse de, sahnenin bir ucundan diger ucuna kosturan grubu gozleriyle yakalamaya calisan ben yaslandigimi hissettim. Belki de her ani yakalamak isteyip gozumu kirpmak istemememden dolayi da gozum yorulmus olabilir. :) Sahneye ikinci kez cikislariniysa "Porch" ile bitirdiler. "Yapamazsiniz bunu!" diye isyan ederken isiklarin acilmadigi gercegini goze alip alkislamaya devam ettik. Birkac dakika sonra Pearl Jam yine sahnedeydi.
Ikinci biste yine sakin basladilar, "Black", "Spin The Black Circle", ve "Alive" ile costular, "Yellow Ledbetter" ile konseri bitirdiler. Son birkac sarki boyunca tum stadin isiklari da acikti. Grup da caldigi seyirciyi sevmis olmali ki, sahneden inmek istemediler. Sahnede calmamalarina ragmen seyirciyle vakit gecirip konustular, selam verdiler. Gemiyi son terkedense yine Kaptan Vedder oldu.
Eve donmek icin stadyum kapisindan disari adim attigimda bacaklarimi hissetmiyordum. Ancak yuzumde olmeden once yapmam gerekenler listesinden bir maddeyi silmenin huzuru ve nesesi vardi. Konserin etkisi hala devam ediyor bu arada. Hala dusunuyorum da ne konserdi.. -
November 23, 09:36 AM
Buralara Döndüm
Cok bosladim, cok surundum, cok dusundum, az uyudum, cok yattim, tembellik de yaptim. Ama artik buradayim. Yeni kitada yeni bir sayfayi cevirmek kolay olmadi, ancak fena da olmadi. En azindan su an Tazmanya'dan gelen birami yudumlarken bunu soyleyebiliyorum. Hostel macerasindan sonra eve cikmak, ev arkadasimiz Avustralyali kizin biraz kontrolsuz olmasi ve kucuk surtusmeler disinda her sey iyi gecti.
Projeler ve dersler biraz aksadi, ve aksamamasi gerekirdi. Buraya sevdigim isi yapmaya geldim ve bunu yapmaya da kararliyim. Artik okulun da huyunu suyunu ogrendim, onumuzdeki doneme hazirim. Gectigimiz cuma yaz tatiline girdik okulca. Hala ne yapmak istedigime karar veremedim. Muhtemelen is aramakla gececek bir sure, ve is bulamayacagim gibime geliyor. Burasi her yere uzak oldugu icin kriz anca vuruyor sanirim. Bakalim, bana sans dilemenin zamanidir.
Avustralya'da yasamdan biraz bahsetmek gerekirse.. Burasi sessiz sakin bir yer genellikle. Ama bazen geceleri oyle olmayabiliyor. Garip bir sekilde insanlarin ozellikle icmeye ve yemege egilimleri var. Saat 11'den sonra havalarin da guzellesmesiyle publarin bahcelerinde pek cok insani Tavuk Parma ve bir adet Pot (yaklasik 300 mL) icerken gorebilirsiniz. Hafta ici dedigim saatlerde fazla yogun olmasa da, pazar gunleri aksamustu saat 6 gibi kor kutuk sarhos insanlari tramvayda yakalama sansiniz cok yuksek. Kisacasi iciyorlar. :)
Hazir tramvay demisken biraz ulasim konusuna degilmeli. Melbourne'de otobus bulmak cok guc cunku o kadar iyi bir sistem kurulmus ki, butun isinizi tramvay ve trenlerle halletmek mumkun. Gunluk biletler $6.80, 2 saatlik biletler $3.70. Simdi benim gibi pek cok uyanik elbette tramvayda nasil olsa az guvenlik var, orayi kontrol etmiyorlar diye biletsiz yolculuk yapmaya kalkisabilir. Ancak ne zaman gorevlilerin cikacagini insan bilemiyor. Gunlerden bir gun, okula yetismeye calisirken bilet alacagim tuttu. Cuzdanima baktigimda her nedense yeteri kadar bozuk param olmadigini gordum. (Bu arada tramvaylarda sirf bozuk para kabul eden makineler var.) O anda tramvaydan inmem gerektigi aklimdan gecti, ama macera ya yine de devam ettim yoluma. Isin sonunun nereye vardigini anladiniz tabii ki. $170'lik cezanin posta kutunuza ulasmasi biraz vakit aliyor ama o mektubu aldiginiz an gonderenin "Department of Transportation" oldugunu gordugunuzde buyuk ve sesli yutkunmanizi hatirlayacaginiza eminim. Bu yuzden, Melbourne'de nasil olsa kontrol edilmiyor diye bilet almamazlik yapilmamasi gerek. Son olarak eger aksam 6'dan itibaren 2 saatlik bilet alinirsa, saat gece 3'e kadar gecerli oluyor o bilet. Bu kucuk tuyo ile bir diger ulasim araci bisiklete geciyorum.
Insanlar burada bisiklet kullaniyorlar. Elbette kask zorunlu ancak her yere tramvay veya tren beklemeden hizlica ulasacaginizi biliyorsunuz. Bu yuzden kask benim gibi eski kafali bisikletciler icin cekilmesi gereken ve cekilebilir bir cihaz halini aliyor. Daha bisikletim olmadigi icin "soldan gidonlu" :) bisikletler hakkinda yorum yapamayacagim. Gecenin bir yarisi bir yere gittiyseniz de taksiyi tercih etmek zorunda kalinabilir. Taksi ucretleri hani hafta bir veuya iki kere kullanmak icin cok makul. Arabaniz varsa ozellikle alkolluyken kesinlikle evde birakilmali. Yoksa bizim ev arkadasi kizin dustugu duruma dusebilirsiniz.
Bir gun alkollu yolda yakalaninca kendisi, arabasina alikonulmus, daha sonra mahkeme de arabasina ufleme aleti taktirmaya karar vermis. "Interlock" denen bu alet, arabaya baglaniyor, arabayi calistirmak iciin once bu alete uflenmesi gerekiyor. Alkolsuzseniz zaten araba calisiyor. Her 15 dakikada bir alet otuyor ve yine uflemeniz gerekiyor. Trafikte biri gorse nasil asagilayici bir durum oldugunu dusunun. Bir de bu proseduru - zannedersem - 12 ay boyunca yaptiginizi dusunun. Herneyse, araba kullanirken dikat etmekte yarar var. Benzin de elbette Turkiye'ye gore ucuz.
Fazlaca yazdim sanirim. Daha devami da gelecek elbette. Biraz fotograf cekip suslemek de gerek burayi. Madem tatildeyim, fotograf makinemi de yanimda tasiyacagim artik. Sonra gorusmek uzere.. -
November 17, 10:31 PM
Born to Skate
Zaman sikintisindan daha tam bitmedi. Aklimda eklenecek birkac sey daha var ama genel olarak bu animasyonu tamamlanmis sayiyorum. Flight of The Conchords'dan, Ladies of The World. -
November 07, 11:31 PM
Az Kaldi
Bir, en gec iki hafta sonra biraz buralari dolasip, fotograf cekip geri donuyorum bloguma. Asiri yogun geciyor, hava giderek sicaklasiyor, denedigim bira cesidi sayisi da artiyor. Gunluk hava raporumu zaten Twitter'dan da takip edebilirsiniz ama uzun cumleler kurmak her zaman daha guzel. En azindan simdi bana oyle geldi.
Bu sure icinde yeni yuzuyle Alt Sokak bloguna bir goz atin. Artik blog uzerinden de dinleyebiliyorsunuz programi. Ben de simdi programi dinleyip bu gunesli havada odamda projelere dalayim.
http://www.altsokak.com -
October 30, 09:09 AM
Parti
Bugun carsamba gunu dogan ev arkadasimin dogum gununu kutluyoruz. Evde kucuk capli bir parti oldu, ben de ictim. Herkes icti. Birden bu evi nasil toparlayacagiz diye dusunurken, evin nasil hunharca altinin ustune getirildigine tanik oldum. Sonra asagidaki sahneyi dusunup kahkahalarima engel olamadim. -
October 28, 07:12 AM
The Man with The Beautiful Eyes
http://www.youtube.com/watch?v=n9WI9Zn0lRs
Bayadir bu blog sessiz kaldi, farkindayim. Hayatimda yer dahil her sey degisince ve adapte olmada az da olsa sikinti cekince burasi da dogal olarak ikinci plana atildi. Dusunun, bugune kadar - Melbourne'e geleli yaklasik 3 ay olmus - daha yeni evimden Internet'e girebiliyorum. Bu da guzel bir ozur, degil mi?
Bundan sonra yapmam gereken sey sanirim ders ve proje yogunluklarini eritip, biraz nefes alip Melbourne'un tadini fotograf makinem ile cikarmak olacak. Eminim biraz renklenecek yine burasi. Arada yasadigima dair sinyalleri de vermeyi unutmam. :) Biraz daha toparlanirken ben, yukardaki video ile kucuk bir ara verelim. - October 06, 08:49 AM
- September 30, 11:11 PM
- September 09, 08:35 PM
-
September 10, 04:23 AM
Yasadigima Dair Sinyal
Internet ortaminda aktif bir sekilde yasarken, kita degistirince birden yokoldum. Gecenlerde Anil'da beni "Twitter'i bile guncellemiyorsun." diye durtunce durumumun farkina vardim. En azindan burayi guncelleyip bir yasam sinyali verebilirim diye dusundum. Iste burdayim. California gunlerinde bol bol fotograf cekebilme sansim varken burda pek zaman bulamadim. Bunun birkac nedeni var.
Oncelikle, hala evsizim. Kaan'la ev arama girisimlerimiz issiz ve uluslararasi ogrenci oldugumuz icin basarisizlikla sonuclaninca, daha onceden anlasmasi yapilmis bir eve cikmak aklimiza yatmaya basladi. Yatmasa zaten hostelde curumeye mahkum olurduk. Her neyse, gectigimiz hafta boyunca Avustralya'nin Craigslist kadar isleyen Gumtree sayfalarinda dolandik. Boylelikle bir ev buldugumuz mujdesini de burdan acikliyorum. :) Yalniz tek kotu tarafi eve ancak 3 Ekim'de cikabiliyoruz. Odalarimiz o tarihe kadar isgal durumda. Ev arkadasimizdan bahsedecek olursam, kendisi kedili Avustralyali iyi bir kiz. Her ne kadar kedileri sevmesem de, ev cok guzel, konumu iyi, temiz, ev sonucta. Elbette kendi evimizin olmasini tercih ederdim ancak hal boyleyken baska bir secenegimiz yok. Belki de boyle olmasi daha iyi.
Evsizligin getirdigi bikkinlik derslerime de biraz yansidi. Amerika'daki kadar hizli kuramayinca yasamimi, aklimi pek veremiyorum. Onceden bir proje verildiginde, projeye heyecanla girisip aklima ilk piriltiyi kagida veya bilgisayara dokebiliyordum. Basarili da oluyordum. Simdi pek toparlanamiyorum ve acikcasi hic kimseye gostermek istemeyecegim isler cikardim su ana kadar. Olsun ama, basarili olacagim gunler yakindir. Aslinda 4. haftama girdigimi hatirlayinca bunlarin gayet normal oldugunu dusunuyorum. Bir yandan adaptasyon, bir yandan okul. Evet evet, gayet normal.
Burada gunluk yasamim da genellikle soyle: Sabah kalkiyorum, okulum hostele yaklasik 15 dakika uzaklikta oldugu icin yuruyorum. Dar sokaklarin kaldiriminda tek katli Viktorya tarzi evlerin arasindan gecip, okulumun oldugu Prahran mahallesinde High Street'e geliyorum. Derslere girdikten sonra projeleri yetistirmek icin gun icinde genellikle kutuphanede, aksam saatlerinde Tasarim Fakultesi'nin bilgisayar labinda geciriyorum vaktimi. Evim olmadigindan mi bilmiyorum ama nedense okulda vakit gecirmeyi seviyorum ve zannedersem okulumu gercekten cok seviyorum.
Labda gozlerimi iyice yorunca, okulum da High Street'le Chapel Street kesisiminde olunca - Chapel Street bu arada Nisantasi gibi bir yer, pub ve kafelerle dolu uzun bir cadde-, bu kesisimde de Lucky Coq isimli guzel muzik calan bir pub olunca kendimi oraya atmam kacinilmaz oluyor.
http://www.flickr.com/search/?q=lucky%20coq&w=all
Blonde Coq, Fat Yak, Little Creatures ve White Rabbit isimli guzel Ale biralari ve $4'a lezzetli pizzalari olan bir mekan. Sali gunleri de ucretsiz film gosterimi oluyor. Neyse, orda da biraz vakit geciriyorum ve sonra hostele dogru yol aliyorum. Zaten yapacak bir sey olmadigindan ve yoruldugumdan yataga girip saat 1 civarinda uyuyorum.
Haftasonu elbette durum degisiyor ama genel olarak hafta ici yukaridaki tabloda geciyor. Monoton ve mutsuz gibi duruyor olabilirim ama bakmayin, ben halimden gayet memnunum. Melbourne gercekten yasanasi bir sehir. Eve cikip etrafi fotograf makinemle kesfetmeye basladigimda, bu blogdan biraz yansitamaya calisacagim buralari. Ona iste biraz vakit var ne yazik ki.
Bu arada cenemin dustugunu de simdi farkina vardim. Ayrica derse de yetismem gerek. Eyvah. -
August 23, 01:25 AM
Melbourne
Sonunda belirsizlikler sona erdi. Bekledigimden erken sona erdi ama. Duzgunce sevdiklerime hoscakal diyemeden yaklasik 20 saatlik ucusu tamamlayip geldim Melbourne, Avustralya'ya. Amerika'dan once basvurup, girmek isteyip de giremedigim okulun bilgisayar labindan yaziyorum hatta bu satirlari. Duygusal olarak eksiler disinda okulun beklentilerimi karsilayacagini ilk haftadan gormek bana keyif veriyor neyse ki.
Kendimi ve geride biraktiklarimi dusunemeyecek kadar hizli bir hafta gecirdim burada. Gelir gelmez bir hostele yerlestim ve yakin arkadasim Kaan'la ev bulamadigimiz icin hala orda kaliyorum. Buradaki ev kiralama prosedurlerini dusununce de birkac hafta daha oradayim gibi gozukuyor. Eger sansimiz iyi giderse bu hafta icinde kendimize kafamiza yatan guzel bir ev bulacagiz.
Melbourne cok guzel bir sehir. Kisaca bahsetmek gerekirse burasi ne Amerika, ne Avrupa, ne de baska bir yere benziyor. Ama ayrica hepsine de benziyor. Biraz kafam karismis durumda buranin tam olarak ne oldugunu anlamaya calisirken. Yarim saatte degisebilen havasi gibi iki blok yurudugunuzde sehrin dokusu da degisebiliyor. Su an Melbourne'u tek bir kelimeyle tanimlamaya calisirsam 'garip' diyebilirim ancak.
Dusununce hersey ters burada. Trafik ters yonden akiyor, mevsimler ters.. 'Garip' iste. Ben de tersim, tersim yuzum dondu ve anlamadim. Toparlayamamaya basladim aklimi yine dusununce etrafta ne dondugunu. Ben biraz agaclari kokunden sokturen ruzgarda dolasip hava almaya cikayim, fotograflarla ayrintili bir Melbourne yazisini sonraya birakayim.
Updates
-
@didemayberkin zamanlama dogru. Soru: burda saat kac?
-
@didemayberkin :D umarim o taksimden yazacagim gunler de gelcek.
-
@didemayberkin taksim 'square' bu arada. :)
-
@didemayberkin ben de merak ediyorum.
-
I don't know if I did the right thing by coming here. We'll see.. (@ Lucky Coq w/ 3 others) http://4sq.com/5Cv0PX10 hours ago from foursquare
-
@burak THX nerde, o da orda tabii.
-
Death by Movie Camera at 5,032m in The Incident http://bit.ly/cJvTuG Check out my trophy! http://twitpic.com/2l1wl817 hours ago from The Incident
-
Guess what my Game Center name is. :)
-
Warhol on my wall. thanks @ngv_melbourne! :) - http://twitpic.com/2l1buo
-
RT @stevenagata: Beer chills 200 years under the sea http://bit.ly/aFiWxH
-
@siracusa I would really love to read an article on Twitter for iPad from you.
-
RT @KateKendall: Always interested to see the stats and demographics of the top ranked (US) websites: http://www.quantcast.com/top-sites-1
-
@comex what's that all about?
-
@didemayberkin haha avustralya'da olabilir.
-
@edademir yeni sarkidir muhtemelen.
-
@blair_elizabeth perfect.
-
watching Youth in Revolt.
-
@blair_elizabeth yes! love it love it love it! :)
-
@blair_elizabeth isn't the music video amazing? loooove White Stripes and of course Michel Gondry.
Recent tracks
-
Two Dancers by Wild Beasts17 hours ago
-
We Still Got The Taste Dancin' On Our Tongues by Wild Beasts17 hours ago
-
When I'm Sleepy by Wild Beasts17 hours ago
-
All The King's Men by Wild Beasts17 hours ago
-
Hooting & Howling by Wild Beasts17 hours ago
-
The Fun Powder Plot by Wild Beasts17 hours ago
-
The Gulag Orkestar by Beirut17 hours ago
-
None of Us Are Free by Solomon Burke17 hours ago
-
In the Room Where You Sleep by Dead Man's Bones17 hours ago
-
waterfall by Lone Pigeon17 hours ago
Top artists
Top tracks
-
34 plays
-
8 plays
-
8 plays
-
7 plays
-
To the End by Blur6 plays
-
5 plays
-
5 plays
-
5 plays
-
Out of Time by Blur5 plays
-
5 plays
-
5 plays
-
4 plays
-
4 plays
-
4 plays
-
4 plays
-
4 plays
-
4 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
On Your Own by Blur3 plays
-
For Tomorrow by Blur3 plays
-
3 plays
-
Jesus, Etc. by Wilco3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
3 plays
-
2 plays
-
2 plays
-
2 plays
-
2 plays
-
2 plays
-
2 plays
-
2 plays
-
2 plays
Tracks
-
Alt Sokak (27.08.2010)23 plays
-
Alt Sokak (20.08.2010)11 plays
-
Alt Sokak (13.08.2010)61 plays
-
Alt Sokak (06.08.2010)64 plays
-
Alt Sokak (30.07.2010)69 plays
-
Alt Sokak (23.07.2010)114 plays
-
Alt Sokak (16.07.2010)98 plays
-
Alt Sokak (09.07.2010)130 plays
-
Alt Sokak (02.07.2010)65 plays
Favorites
-
By Some Miracleby Philip ...
-
!!! (Chk Chk Chk) - AM/FM (taken from Strange Weather, Isn't It?)by Warp Re...
-
Child's Playby Plüton!
-
Baris Manco - ham meyve (dj tutan edit)by dj tuta...
-
SynthpathiC - Don't Need You (Album vers.)by Synthpa...
-
SynthpathiC - Nu Job (Album vers.)by Synthpa...
-
Cuneyt Dalyan - Electron 025by Cun8
-
Cuneyt Dalyan - Electron 019by Cun8
-
Electron 003by Cun8
-
Electron 002by Cun8
-
Electron 001by Cun8
Videos
Latest checkin
-
@Lucky Coq (179 Chapel Street)10 hours ago in Windsor, Australia
Badges
Checkin history
-
@Lucky Coq (179 Chapel Street)10 hours ago
-
@Northcote Social Club (301 High Street)2 days ago
-
@Lucky Coq (179 Chapel Street)3 days ago
-
@Swinburne University of Technology - Prahran (144 High St)3 days ago
-
@Swinburne University of Technology - Prahran (144 High St)4 days ago
-
@Bar Open (317 Brunswick St)15 days ago
-
@Swinburne University of Technology - Prahran (144 High St)17 days ago
-
@Village Cinemas (The Jam Factory, 500 Chapel Street)18 days ago
-
@Swinburne University of Technology - Prahran (144 High St)19 days ago
-
@The Vegie Bar (378 Brunswick St)2 weeks ago
Summary
Studying at Swinburne University's Multimedia Design. Computer literate in multiple operating systems, actively using software applications like Adobe's Creative Suite and Apple's Final Cut Studio. Actively using Web 2.0 applications and newest technologies to catch up with the latest trends on the internet. Excellent interpersonal and analytical skills.
Specialties: Photography, storyboarding, sound editing, video editing, animation, design.
Experience
-
Jan 2006 - Present
Podcast Producer / Radyo ODTÜ
Started to broadcast "Alt Sokak" in the podcast form. First Turkish podcast in iTunes Music Store. Recording, editing and hosting by myself for the superior sound quality. Try to reach more people and introduce podcasting to Turkish people.
Also, I started to broadcast an audio journal named “Muzo’nun iPod Gunlugu” (Muzo’s iPod Journal). An experimental podcast which I am talking about my daily and personal life associated with the songs I listen. It became a phenomenon and shown as an example for Turkish podcasting on various websites and magazines. -
Mar 2005 - Present
DJ, Podcast Producer, Radio Show Host / Radyo ODTÜ
Started a programme called "Alt Sokak" (Alternative Street) with my show partner, Tuce Silahtarlioglu. Became a phenomenon quickly because of the quality music we played on the show.
Keeping up with new music trends and music subculture. Genres I play; Indie, electronic, alternative, dubstep, reggae, pop, folk and more. I am always trying to raise the quality of the content. -
Jan 2001 - Jan 2004
Technical DJ / Radyo ODTÜ
Contributed to a special all-day sunday programme called "Kultur Pazari" as a technical DJ. Ensured the quality of the programmes broadcasted on my shift and try to improve the content.
Run night shifts for a day every week and taught interns about using the technical equipments.
Education
-
2009 - 2012
Swinburne University of Technology
Bachelors in Multimedia Design -
2008 - 2009
Foothill College
AA in Graphics and Interactive DesignActivities: Art Society -
1992 - 1999
Cagdas Highschool (Private)
ScienceActivities: Theatre Club, Apple Club
Additional information
Websites:
Interests:
music, new technology, design, podcasting, typography, art, playing bass guitar, digital photography, motion graphics, stop-motion animation, movies

